Eylül 5, 2009

>> Müthiş bir hidayet öyküsü

Hıristiyanken İslâmı seçerek Müslüman oldu. Eziyet gördü, horlandı, hep dövüldü ama yılmadı. İşte İslâmla şereflenen Lavinia Maria Kojekarunun müthiş hidayet öyküsü...

Romanya’da yaşayan Gülcan Sadullah, Meryem Hanım Müslüman olduktan sonra sık sık onu ziyarete geliyor. Türk asıllı Romanya vatandaşı Gülcan Sadullah, Meryem Hanımla tanıştıktan sonra onu ziyarete geldiğini söyledi. Müslüman olduktan sonra Cengiz Kandilci ile evlenen Meryem Hanım, ibretlerle dolu hidayet öyküsünü Vakit gazetesinden Kemal Gümüş’e anlattı.

Meryem Kandilci: “Her akşam eve giderken mutlaka yedek bir başörtüsü alırdım. Çünkü içeri girer girmez annem başımdaki örtüyü alır parçalardı, ben de yedeği yastığın altına saklar, sabah işe giderken merdivenlerde takardım.” “Türkiye’de, halkı hemen hemen tamamen Müslüman olan bir ülkede, başörtülü Müslüman kızların kamu kurumlarından mahrum bırakıldığını öğrendiğimde inanamamıştım. Olacak şey değil, herkes Müslüman, hatta Allah’ın emri olan başörtüsünü yasaklayanlar bile ‘Müslümanım..’ diyorlar.”

Lavinia Maria Kojekaru, bundan 6 yıl önce bir aylık tatil için Türkiye’ye geldi. Liseyi henüz bitirmiş koyu bir Ortodoks Hıristiyan ailenin tek çocuğu olan Lavinia Maria, lise yıllarında çelişkilerle dolu inancını sorgulamaya başladı. Okulda hocalarına kilisede papazlara sürekli sorular soran; ancak aradığı cevabı bir türlü alamayan Lavinia’nın ısrarlı soruları üzerine Papazın bir gün “Kızım senin aradıkların İslâm’da var” demesiyle hayatı da yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Uzun bir arayıştan sonra aradığını bulup Müslüman olan Maria’nın çilesi de bundan sonra başlıyor. Annesi tarafından günlerce dövülüyor, her gün başındaki örtü yırtılıyor, üniversite okumak istiyor, engelleniyor... İşte Müslüman olduktan sonra ismini Meryem olarak değiştiren ve bir Türk ile evlenen Meryem Kandilci’nin müthiş hidayet öyküsü...

İslâm’la tanışma serüveniniz nasıl başladı? Ne zaman ve neden İslâm’ı seçtiniz?

6 yıl önce Türkiye’ye geldim. Geldikten 6 ay sonra Müslüman olmaya karar verdim. Daha Romanya’dayken İslâm’ı araştırmaya başlamıştım. Ailem koyu Ortodoks Hıristiyan’dır. Ailemden iki papaz var. Ailem dinine çok bağlı, ben de Hıristiyanlığa çok bağlıydım. Ancak yaşım ilerledikçe inancımı sorgulamaya başladım, lisede din hocamıza sürekli soru sorardım; ancak hiçbir zaman beni tatmin edici bir cevap bulamazdım. Mesela biyoloji dersimizde Darvinizm anlatılıyordu; ancak Hıristiyanlıkta da Hazreti Âdem ile Hazreti Havva’dan bahsediliyordu ve bunlar birbirleriyle tamamen çelişiyordu. Bu çelişkileri hocamıza sürekli sorardım, o da hiçbir zaman cevap veremezdi.

Sadece Darvinizm ve Hırisyanlıktaki cevapsız sorular üzerine mi inancınızı sorgulamaya başladınız, yoksa başka nedenler de mi vardı?

Elbette ki sadece bunlar tek değildi. Bir sürü soru ve çıkmaz vardı. Bakın İslâm dininde tek bir kitap var. Dünyanın neresine giderseniz gidin, sadece bir Kur’an var. Tek bir kelimesi ve harfi bile farklı değil. Ama Hıristiyanlıkta birçok İncil var. Dört İncil’in dördü de birbirini tutmuyor. Her biri farklıydı, hatta ayetten ayete bile farklılıklar vardı. Aynı ayet bir İncil’de farklı bir anlam verirken, başka bir İncil’de bambaşka bir anlam verebiliyordu. Bu da kafamı karıştırıyordu. Bir gün papaza bazı sorular sordum, papaz efendi bana cevap veremeyince, ‘Kızım git, senin aradığın cevaplar İslâm’da var’ demişti. Çok şaşırmış ve papazın şaka yaptığını sanmıştım.

İSLÂM’LA, RAMAZAN AYINDA DAVUL SESLERİYLE TANIŞTIM

Peki sonra…

Annem 16 yıldan beri Türkiye’de yaşıyordu. O zaman annemin bir sözü vardı, liseyi başarıyla bitirirsem, bana Türkiye’de bir aylık tatil sözü vermişti. Türkiye’ye geldim, geldiğim ay Ramazan ayıydı. İlk gece çok korkmuştum. Gece saat 3, sokakta penceremizin hemen önünde büyük bir gürültüyle davul çalıyordu. Korkuyla yataktan fırladım. Savaş ya da deprem olduğunu sandım. Çünkü annem 99 depreminde buradaydı ve olanları anlatmıştı. O gece annem bana Ramazan’ın ne olduğunu anlattı. Tatilden sonra burada kalmak istedim ve bir firmada işe başladım. Çalıştığım işyerinin sahipleri inançlı insanlardı. Namaz kılar ve Cumalarını hiç kaçırmazlardı. O dönemde ben İslâm’ı daha çok araştırma ihtiyacı hissettim. Ancak kimseye bir şey söylemedim ve Romanya’dayken Tayyibe isimli İslâmî bir vakıf olduğunu biliyordum. Hemen internetten o vakfa ulaşmaya çalıştım. Orayı aradım ve Huda hanımla konuştum, ona İslâm’la ilgili Romanya’ca İslâmî kitaplar istedim. Ancak o zaman ihtiyacım olan tek şey Kur’an’dı ve ben ona ulaşmaya çalışıyordum. Sahaflar çarşısına gittim, kitapçıları gezdim ama bulamadım. Sonra nasıl kapanacağımı bilemiyordum. İslâmî nasıl yaşayacağımı, ne şekilde ibadet edeceğimi bilemiyordum. İnternetten baya araştırdım ve 25 Temmuz günü bu tarihi hiç unutmuyorum, maaşımı alır almaz Merter’e koştum. O gün iki tunik ve başörtüsü almıştım, hâlâ da duruyor. İnşallah onları torunlarımın torunlarına bırakacağım. O günden sonra örtündüm ve bir daha başımı açmadım.

TÜRKİYE HALKI MÜSLÜMAN OLDUĞU İÇİN ÇOK ŞANSLI

Müslüman olduktan sonra Türkiye’deki Müslümanlarla diyaloglarınız nasıl gelişti?

Aslında Türkiye halkı çok şanslı, Müslüman olarak doğuyor ve Müslüman olarak Müslümanlar arasında büyüyorlar; ama birçok kimse maalesef burada dinlerinin kıymetini bilmiyorlar. Mesela başörtüsü Allah’ın bize verdiği çok güzel bir kıymet ve hediyedir. Ancak burada başörtüsüne çok baskı var, bu çok üzücü. Türkiye de halkı hemen hemen tamamen Müslüman olan bir ülkede başörtülü Müslüman kızların kamu kurumlarından mahrum bırakıldığını öğrendiğimde inanamamıştım. Olacak şey değil, herkes Müslüman, hatta Allah’ın emri olan başörtüsünü yasaklayanlar bile ‘Müslümanım..’ diyorlar.

HER AKŞAM YEDEK BİR BAŞÖRTÜSÜYLE EVE GİDERDİM

Müslüman olduktan sonra ailenizle olan ilişkileriniz nasıl oldu?

Annem önceleri oyun oynadığımı sandı. Türkiye’ye gelip özendiğimi sandı. Günler sonra ciddi olduğumu anlayınca çok sert tepki gösterdi. Beni Romanya’ya göndermekle tehdit etti. Defalarca dövdü. Başörtümü defalarca parçaladı. Sırf başörtümü yırtmasın diye her sabah annem uyanmadan önce evden çıkar işe giderdim. Her sabah saat 6’da işe giderdim, herkesten önce orada olurdum, iş arkadaşlarım ‘Maşallah ne kadar çalışkansın..’ diyorlardı; ama kimse evde neler yaşadığımı bilmiyordu. Her akşam eve giderken mutlaka yedek bir başörtüsü alırdım. Çünkü içeri girer girmez annem başımdaki örtüyü alır parçalardı, ben de yedeği yastığın altına saklar, sabah işe giderken merdivenlerde takardım.

Bu sıkıntılarınız ne kadar sürdü?

Evlenip annemden ayrılana kadar bu böyle sürdü. Annem çok koyu bir Ortodoks’tur. Hâlâ Türkiye’de ve her hafta kiliseye gider papazlarla görüşür, Hıristiyanlık için elinden gelen çalışmayı yapar. Bazen görüşüyoruz. Ama maalesef aradan 6 yıl geçmesine rağmen, hâlâ yumuşamadı. Başörtüm konusunda çok rahatsız oluyor. Yani ona göre komşunun kızı Müslüman olabilirdi ama onun kızı asla Müslüman olmamalıydı. Ona göre Hıristiyanlığın neyi eksik ki; İslâm’ı seçmişim... Çok sıkıntı çektim. Şu anda Tayyibe Vakfı’nın Türkiye temsilcisiyim ve yeni Müslüman olmuş kardeşlerime yardımcı olmaya çalışıyorum.

EN SEVDİKLERİM BANA YÜZ ÇEVİRDİ

Peki, Müslüman olduktan sonra Romanya’ya gittiniz mi?

Evet, üç sene sonra gittim. Şehir olarak oturduğumuz bölge Hıristiyan Ortodoksların yoğun olduğu bir yer. Babaannem ve dedem çok şaşırmışlardı, çok üzüldüler. Beni yıllar sonra görmelerine rağmen hoş geldin bile demeden bana ‘Bu başındaki de ne..’ dediler. Anneannem ‘Bunu çıkart, nasılsa yabancı yer, kimse yok, herkes akraban..’ diyerek beni ikna etmeye çalıştı. Anneannem 9 aylıkken beni alıp büyüttü. Üzerimde çok hakkı vardı, onu asla üzmek istemezdim. Oda örtünüyordu ve asla açık giyinmezdi. Babaannem de çok üzülüyordu. Bir gün kilisede ayin yaptırdı ve benim tekrar Hıristiyan olmam için dua yaptılar. O gün dedem papaza ‘Ah bu kız yüzünden başımı kaldıramıyorum’ demiş, papaz da ona ‘Merak etme, İslâm da güzel bir dindir, için rahat olsun..’ demiş. En sevdiğim insanlar bana yüz çevirdi. Ama onlara eğer sizle Allah arasında seçim yapmamı istiyorsanız, şüpheniz olmasın ki ben Allah’ı seçtim dedim

EN SEVDİKLERİM BANA YÜZ ÇEVİRDİ

Biraz önce Müslüman olmaya karar verdiğiniz dönemde Romence Kur’an bulamadığınızı söylediniz, sonra nasıl oldu, bulabildiniz mi?

Allah’a şükür bulabildim… İşyerimize Vakit gazetesi getiren 60 yaşlarında bir amca vardı. Çok iyi bir insandı, ona sordum, “Bana Romence bir Kur’an bulabilir misiniz..” diye o da çok sevindi ve bana ‘Ben bir gazeteye gidip bakayım, inşallah bulabilirim’ dedi ve Elhamdülillah birkaç gün sonra elinde Romence Kur’an-ı Kerim’le geldi. O gün en mutlu günümdü ve her gün Kur’an-ı okumaya başladım, en sevdiğim kitabım oldu o Kur’an. En sevdiğim kitaplarımı bile bu kadar çabuk okuduğumu hatırlamıyorum. Çünkü okudukça kendimi buluyordum ve hâlâ da okudukça kendimi müthiş huzurlu hissediyorum. Asker bana ‘Başını aç..’ dedi dünyam yıkıldı

Örtünüzden dolayı herhangi bir sorun yaşadınız mı?

Maalesef birkaç sefer ben de bu tuhaf yasakla karşılaştım. Müslüman olduktan sonra Türkiye’yi daha yakından tanımak için tarihi yerleri ve müzeleri gezmeye başlamıştım. Bir gün Yeşilköy’de askerî hava müzesine gittim. Orada kapıdaki bir asker beni içeri girerken durdurdu; “Giremezsiniz, başörtünüz var ya; onu çıkartın, ya da tavşankulağı gibi bağlayın. Kusura bakmayın abla, ben de senin gibi düşünüyorum, ben askerim, bana öyle emrettiler, yoksa bu şekilde gezmenizi çok isterdim” dedi. O gün karşılaştığım ilk yasak buydu. Bu benim inancımdı ve büyük bir hayâl kırıklığı yaşamıştım. O gün kendimi aşağılanmış hissettim, sanki benden bir parça kopmuştu. Yine üniversite okumak istedim; ancak örtülü olduğum için olmadı. Onlar okumamızı engelliyor diye de pes etmemeliyiz, onlar cahil kalmamızı istiyorlar. Romanya’da üniversiteye kayıt yaptırdım; ancak evlendikten sonra biraz da maddi sıkıntılar sebebiyle gidemedim. Burada okumak istedim, notlarım çok yüksek olmasına rağmen okuyamadım. Bu sene Marmara Üniversitesi’ne başvurdum, beni kabul ettiler; ancak başörtülü öğrenci kabul etmediklerini öğrendim ve gidemedim.

http://www.habername.com/haber/muthis-bir-hidayet-oykusu--25777.htm

 


Eylül 4, 2009

>> Guantanamo’dan hidayete giden yol

Guantanamo’da görevliyken, Müslüman olan ABD’li Terry Holdbrooks, hidayete giden süreci anlattı. İşte işkence ettiğinin dinine aşık olup, hidayete eren adamın öyküsü:


“İçinde bulundukları o kötü duruma rağmen hâlâ gülümseyebiliyor, şaka yapabiliyorlardı. Oysa ben dışarıda olmama rağmen, hiç gülümsemiyordum. Benim mutlu olmam gerekirken, onlar benden mutlu görünüyordu. İşkence timleri onlara Hıristiyanlık adına işkence yapıyordu, onlar ise onca işkence ve acıya sabırla karşılık veriyorlardı. Bende olmayan ama onlarda olan mutluluğun inançtan, İslâm’dan kaynaklandığını anladım ve Müslüman oldum. ”

Bu sözler, Guantanamo Üssü’nde bir yıl görev yapan Amerikalı eski asker Terry Holdbrooks ya da yeni ismiyle Mustafa Abdullah’a ait.

TÜRK BASININDA SADECE VAKİT’E KONUŞTU

İngiltere’deki Müslümanların düzenlediği Ramazan etkinliklerine katılmak için Londra’da bulunan Guantanamo Üssü’nde görev yaparken Müslüman olan Terry Holdbrooks Türk basınında ilk kez ve sadece Vakit’e konuştu. Guantanamo’da görev yaptığı 2003-2004 yılları arasında birçok Müslüman tutukluyla yakın dostluklar kuran Holdbrooks, 590 numaralı Guantanamo tutuklularından ve Amerikalıların “General” ismiyle çağırdığı Ahmed Raşidi’nin (2007 yılında Fas’a teslim edildi ama nerede olduğu konusunda hiçbir bilgi yok) huzurunda Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldu.

“ŞÜKÜRLER OLSUN İSLÂM’LA TANIŞTIM”

“Guantanamo deyince aklınıza ne geliyor?” sorusuna, “Guantanamo için şunu diyebilirim ki; hayatımın en önemli dönüm noktası orada gerçekleşti ama aynı zamanda en berbat yerlerden biriydi. Hayatımın en berbat yerinde Müslüman oldum. Bu yüzden Guantanamo’nun hem olumlu hem olumsuz olarak, benim için ayrı bir önemi var. Ama artık çok daha mutluyum ve kendimi iyi hissediyorum. Çünkü Allah’a şükürler olsun İslâm’la tanıştım” şeklinde cevaplıyor.

“ÖNCEKİ DİNİM MÜZİK VE ALKOLDÜ”

“Önceki dininizde mutlu değil miydiniz?” diye sorduğumuzda ise Holdbrooks şöyle diyor: “Daha önce bir dinim yoktu benim. Benim tek dinim müzik ve alkoldü. Mutluluğu alkolle arıyordum. Ama mutlu değildim. Şimdi ise çok iyiyim. Bakın, bizim eğitim sistemimizde İslâm diye bir şey öğretilmiyor. İslâm, Müslüman denilince insanlar kaşlarını çatıyor. İslâm’la ilk kez Guantanamo’da tanıştım ve iyi ki tanıştım. Yoksa hayatım bir hiç olarak devam edecekti.”

“ONLARI AYAKTA TUTAN ŞEY İSLÂM”

Holdbrooks, İslâm’a geçiş sürecinin çok çabuk bir şekilde olmadığını ve bunun en az altı ay aldığını söylüyor: “Ben hayatımda hep bir şeyleri sorgularım. Eğer bir şeyi yapıyorsam, onun mantıklı bir sebebi olmalı. Guantanamo’ya gönderilirken, Guantanamo’daki tutuklulara nasıl davranmamız gerektiği konusunda propagandaya tabi tutulduk. Ama ben onların bana sunduğu propagandanın hiçbir mantıki sebebini bulamadım. Sonra Guantanamo’ya geldim ve burada tutuklularla çok iyi iletişim kurdum. Tutuklular, içinde bulundukları o kötü duruma rağmen hâlâ gülümseyebiliyor, şaka yapabiliyorlardı. Oysa ben dışarıda olmama rağmen, hiç gülümsemiyordum. Benim mutlu olmam gerekirken, onlar benden mutlu görünüyordu. Sonra, onları mutlu kılan şeyin inançları, İslâm, olduğunu anladım.”

“MÜSLÜMAN OLDUĞUMU SÖYLEMEDİM”

Holdbrooks’e Müslüman olduğunda bunun Guantanamo’daki üslerince nasıl karşılandığını sorusuna, “Askerden ayrılana kadar ordudan kimseye Müslüman olduğumu söylemedim” diye cevap veriyor. Peki ya ailesi ve akrabaları, tanıdıkları nasıl karşılık verdi: “Benim bir ailem yok ya da görüştüğüm bir akrabam yok. Dolayısıyla tepki olmadı.” Holdbrooks 6 yaşındayken anne ve babası ayrılıyor ve o da büyük babası ile büyük annesinin yanında yaşıyor. “60’ların hippisi” olarak tanımladığı büyükanne ve büyükbabasının dinsel hiçbir şeye sahip olmadıkları için, kendisinin de dini bir yaşantısının olmadığını söylüyor Holdbrooks.

“MÜSLÜMAN OLDUKTAN SONRA 6 AY DAHA GUANTANAMO’DA KALDIM”

Müslüman olduktan sonra Guantanamo’da 6 ay daha görev yapan Holdbrooks’e Guantanamo’daki durumu soruyoruz: “Guantanamo, dünyanın en kötü yeri. Orada insanlar suçsuz oldukları halde ailelerinden binlerce kilometre uzaklıkta tutuluyor ve işkence yapılıyor. Ama şöyle bir şey de var; Guantanamo’dakilerin çok acı içinde olduğunu düşünseniz bile, oradaki insanlar inançlarından dolayı çok mutlu görünüyorlar. Hep pozitif duruyorlar. Onların bu mutluluğu inançlarından, İslâm’dan kaynaklanıyor.”

İBADETLERİNİ NASIL GERÇEKLEŞTİRİYORDU?

Holdbrooks, Müslüman olduktan sonra 6 ay daha görev yaptığı Guantanamo’da ibadetlerini nasıl gerçekleştiriyordu? Holdbrooks bu soruyu “Yakında çıkacak kitabımda görürsünüz” diye cevaplıyor.

DAHA UCUZ OLAN YEMEN’E TAŞINACAK

Terry Holdbrooks, “Bundan sonra ne yapacaksınız, nerede yaşayacaksınız?” sorumuza ise, “2010 yılında Yemen’e taşınmayı planlıyorum” diyor. “Neden Suudi Arabistan değil de Yemen” diye sorduğumuzda ise gülerek şöyle cevap veriyor: “Yemen, Suudi Arabistan’dan daha ucuz. Mesela Yemen’de peynirli bir burgeri 2 birime alıyorsanız, Suudi Arabistan’da bunun fiyatı 6 birim. Dolayısıyla kutsal topraklara yakınlığı hem de ucuzluğu açısından Yemen benim için ideal bir yer olacak.”

Amerika’da yaşadığı Arizona’da 30 binin üstünde Müslüman olduğunu söyleyen Holdbrooks, kendisinin yaşadığı bölgede çok az sayıda Müslüman bulunduğunu söylüyor. “Cuma günleri 50 kişi toplanıyoruz. İnşallah sayımız daha artar” diye temennide bulunuyor. Holbrooks’a ordudan ayrıldıktan sonra nasıl geçindiğini soruyoruz: “Ben artık bir yazarım. Yakında kitabım yayınlanacak” diye cevap veriyor. Holdbrooks’un bu ay içerisinde çıkması beklenen ve “Traitor” (İhanetçi) ismi taşıyan 200 sayfanın üstündeki kitabı ilk önce ABD ve İngiltere’de yayınlanacak. Guantanamo’da geçirdiği dönemi anlattığı kitabının basımı için şimdilik 3 bin dolara ihtiyacı olduğunu söylüyor Holdbrooks: “İnşallah bu parayı bulduğumuzda, kitabımı da basmış olacağım. Kitabımda beni İslâm’a götüren süreci ve orada yaşanan işkenceleri anlattım.”

http://www.timeturk.com/Guantanamo%E2%80%99dan-hidayete-giden-yol_89968-haberi.html

 

Eylül 4, 2009

>> Ukrayna'da İslam'a büyük ilgi



Ukrayna'da Ramazan bereketi, Ukraynalı gayri Müslimlere rahmet oluyor. İslam hizmeti veren cami ve kurumlar aracılığıyla yapılan tebliğ çalışmaları güzel sonuçlar veriyor.

Ramazan ayını coşkuyla karşılayan Ukraynalı Müslümanlar camilere akın ederken, dini hizmetler ve İslam daveti yapmaktan da geri durmuyorlar. Bu coşkudan etkilenen Ukraynalı gayri Müslimler ise, bu vesile ile akın akın İslam'a giriyorlar.

Ukrayna'da Ramazan bereketi, Ukraynalı gayri Müslimlere rahmet oluyor. İslam hizmeti veren cami ve kurumlar aracılığıyla yapılan tebliğ çalışmaları güzel sonuçlar veriyor. Ukraynalılar İslam'a yapılan çağrılara kayıtsız kalmayarak, yaptıkları araştırmalar sonucu şahadet getirerek, bölük bölük İslam ile şereflendiler.



Şahadet parmaklarını kaldırarak İmamın söylediklerini tekrarlayan genç Ukraynalılar, İslam'a girmenin huzurunu duydular.

Ukrayna müftüsü Ali Ablayof ve birçok dini şahsiyetin İslami çalışmalarının sonuç vermesi Ukrayna'da İslam'ın geniş kitlelere yayılacağı sinyallerini veriyor.



http://www.timeturk.com/Ukraynada-%C4%B0slama-b%C3%BCy%C3%BCk-ilgi_89974-haberi.html

 


<- :: Sonraki Sayfa ->

Pardus... Özgürlük İçin...